|
Tweet | Tarih: 25-05-2026 02:18 |
Bu bir film sahnesi değil. Bu, Yalova merkezde yaşayan emekli Nazire ve Ayhan Aydın çiftinin her bayram öncesi yaşadığı gerçek bir tablo.
Ne bir yardım kuruluşuna bağlılar, ne bir derneğin logosu var üzerlerinde. Ne kalabalık ekipleri var, ne de devlet desteği alıyorlar. Sadece iki emekli maaşı, bir terzi makinesi ve tarifsiz büyüklükte iki yürek var.
"Atölyeyi Kapattık Ama İyilik Peşimizi Bırakmadı"
Yıllar önce Nazire Hanım ve Ayhan Bey’in bir elbise dikim atölyesi varmış. İğne batmış, iplik dolaşmış, kumaşlar kesilmiş, binlerce elbise ellerinden çıkmış. Ama yaş ilerleyince atölyeyi kapatmak zorunda kalmışlar. Emekli maaşına bağlanmışlar.
Birçoğumuz için emeklilik demek; dinlenmek, seyahat etmek, torunlarla vakit geçirmek demek. Peki ya Nazire Hanım için?
“Evde oturup duvara bakamazdım,” diyor gözlerinin dolduğu bir an. “Elim iğneye, kumaşa alışmış. Bir de düşündüm ki… Yahu bizim gibi olmayan, bir parça bayramlık elbisesi olmayan ne çok kız çocuğu var. Dedim kocama; ‘Ayhan, evin bir odasını atölye yapalım, yine dikelim’.”
Ayhan Bey bir an bile tereddüt etmemiş. O da tıpkı eşi gibi iyilik denen şeyin yaşı, mesleği, maaşı olmadığını biliyor.
Böylece evin bir odası, eski atölyenin yerini aldı. Duvara asılan kumaşlar, masanın üzerindeki makaslar, bir köşede tıkırdayan dikiş makinesi… Ve iki fedakar yürek.
.png)
"O Elbiseyi Giydiği An, Biz de Bayram Ederiz"
Nazire Hanım, 77 Haber kamerasına konuşurken sesi zaman zaman titriyor. Dikiş dikerken de aynı titrer mi bilinmez ama anlatırken her kelimede yüreğini koyduğu belli:
“Biz ne bir belediyeyiz ne bir vakıf. Karı koca emekliyiz. Maaşımızın ufacık bir kısmını kenara koyar, kumaş alırız. Bazen yetmez, Allah razı olsun Kanada’da yaşayan kız kardeşim de destek olur. Aldığımız kumaşları önce elbise yapıyoruz. Sonra bayramdan hemen önce, maddi durumu iyi olmayan aileleri arıyoruz. ‘Kızınıza bayramlık elbise diktik, gönderebilir miyiz?’ diyoruz.”
Karşıdan gelen sessizliği, sonra hıçkırığı, sonra “Allah razı olsun teyze, sizi evlatlarımızı Sevindirdiğiniz Allah'ta Sizleri sevindirsin cümlesini duyduğu an, işte o an Nazire Hanım’ın bayramı başlıyormuş.
“Benim bayramlık elbisem yok diye ağlayan bir kız çocuğu duymak istemiyorum. Olamaz. Çünkü benim kalbim dayanmaz,” diyor.
Sadece Yalova Değil, Afrika'ya da Ulaşıyor Elleri
Bu çiftin yüreği Yalova’ya bile sığmıyor. Yaptıkları elbiseler sadece bu şehrin sokaklarında değil, Afrika'daki mülteci kamplarında da minik bedenleri süslüyor. Savaştan kaçmış, belki ana babasını kaybetmiş, belki de bir çadırda yaşayan küçük bir kız çocuğu… Onun eline ulaşan bir Türk eli, işte Nazire ve Ayhan’ın elleri.
Nazire Hanım bu konuda şunları söylüyor:
“Yaptığımız elbiseleri gönüllü dernekler aracılığıyla Afrika’daki kamplara da gönderiyoruz. Oradaki çocukların fotoğraflarını gördükçe ağlıyorum. Biz burada ekmeğimizi yerken, bir annenin yavrusuna bayramlık alamadığı için nasıl içi yanıyor, biliyorum. Bizimkisi işte tam olarak o acıya derman olma çabası.”

"Bir Kumaş Bile Yeter, Bir Kız Çocuğu Gülsün Yeter"
Çiftin en büyük derdi şu: Daha fazla kumaş, daha fazla elbise, daha fazla gülen kız çocuğu.
Nazire Hanım göz pınarlarından süzülen bir damla yaşla ekliyor:
“Biz hayır sahiplerine sesleniyoruz. Ne istiyoruz? Altın istemiyoruz, para istemiyoruz. Sadece kumaş. Elimize bir kumaş geçse, onu hemen bir elbiseye dönüştürüp bir an önce o yavrularımıza ulaştırmak istiyoruz. Kumaş bağışında bulunmak isteyen olursa ona binlerce teşekkür ederiz. Çünkü o kumaş, bir kız çocuğunun bayram sabahı aynanın karşısında dönüp kendine ‘Ne güzel olmuş’ dediği andır.”
.png)
İşte O Küçük Oda, İşte O Büyük Yürekler
Yalova merkezde, gösterişten uzak, sıradan bir apartmanın içinde, küçücük bir oda. Kapısını araladığınızda içinizi bir kumaş ve iplik kokusu sarar. Duvarda asılı renkli kumaşlar, yerde bitmeyi bekleyen etekler, makinede yarım kalmış bir fiyonk… Ve ortada iki melek.
Nazire Hanım gözlüğünün üzerinden bakar, Ayhan Bey makasla kumaş keser. Hiçbir şeyden şikayet etmezler. Sadece şunu söylerler:
“Biz emekliyiz, zengin değiliz. Ama bir kız çocuğunu sevindirecek kadar zenginiz.”