Son dönemde bazı televizyon dizilerinin toplumsal cinsiyet rollerini tartışmalı bir şekilde ele alması ve şiddeti meşrulaştıran senaryolara yer vermesi, önemli bir tartışmayı beraberinde getirdi. Ancak bu konuyu "kadın programları" gibi genellemelerle ele almak yerine, medyanın toplumsal sorumluluğu perspektifinden değerlendirmek daha yapıcı olacaktır.
Sorunun Özü: Şiddetin Normalleştirilmesi
Asıl sorun, kadın karakterleri içeren diziler değil, şiddeti çatışma çözme yöntemi olarak sunan her türlü içeriktir. Dizilerdeki kadın karakterlerin güçlü veya karmaşık olması değil, fiziksel veya psikolojik şiddetin olağan, hatta meşru bir davranış olarak yansıtılması endişe vericidir.
Medyanın Toplumsal Etkisi
Araştırmalar, medya içeriklerinin toplumsal algıları şekillendirmede önemli rol oynadığını gösteriyor. Özellikle aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet veya duygusal manipülasyonun "aşk" veya "tutku" kisvesi altında sunulması, izleyicilerde bu davranışları normalize edebiliyor.
Sansür Değil, Sorumlu Yayıncılık
Çözüm, belirli içerikleri yayından kaldırmak değil, medya üreticilerinin daha sorumlu davranmasıdır. Senaryo yazarları, yapımcılar ve kanal yöneticileri şu konularda duyarlılık gösterebilir:
Şiddetin sonuçlarını gerçekçi bir şekilde göstermek
Mağdurların sesine ve deneyimlerine yer vermek
Sağlıklı iletişim ve çatışma çözme yöntemlerini modellemek
Cinsiyet rollerini klişelerle değil, insani derinlikle işlemek
Olumlu Örnekler ve İyi Uygulamalar
Bazı diziler, kadın karakterleri güçlendirirken şiddeti romantize etmeden, toplumsal sorunlara duyarlı yaklaşımlar sergileyebiliyor. Bu tür yapımlar, hem etkileyici hikayeler anlatabiliyor hem de toplumsal farkındalığa katkı sağlayabiliyor.
Sonuç Yerine
Kadın karakterler içeren dizileri genel bir kategori olarak hedef göstermek yerine, tüm medya içeriklerinde şiddetin nasıl ele alındığına odaklanmalıyız. Medya kuruluşları, izleyici kitlesi geniş olan yapımların sosyal etkisini dikkate almalı ve yayın ilkelerini bu doğrultuda gözden geçirmelidir.
Unutmayalım ki, gerçek toplumsal çöküş, diyalog yerine şiddetin, anlayış yerine önyargıların hakim olduğu bir ortamda gerçekleşir. Medyanın görevi, bu tür olumsuzlukları pekiştirmek değil, aşmamıza yardımcı olacak hikayeler anlatmaktır.