10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü geride bıraktık. 1985'ten bu yana, Türkiye'nin dört bir yanında, ulusal haber ajanslarında, televizyon temsilciliklerinde, yazılı basının temsilciliğinde bulunmuş, Körfez Savaşı'nda Irak'ta 3,5 yıl savaş muhabiri olarak çalışmış bir gazeteci olarak, şimdi "bayramlık ağzımı" açıyorum.
Gazeteci İstediğini Yazamıyor
Evet, gerçek bu. Türkiye medyası ikiye bölünmüş durumda: Bir bölümü iktidar tarafından yönetilmekte, bir bölümü ise ana muhalefet tarafından yönetilmekte. Bunca yıldır basın camiasındayım, meslek hayatım boyunca basın mensuplarının bu denli zor duruma düştüklerini görmedim. Gazeteci kendi derdini yazarsa bir türlü, yazmazsa bin türlü.
Anlayacaksınız... Birileri der ki: "Silivri'nin yolları taştan / Sen çıkardın beni beni baştan."
Basın Olmazsa Demokrasi Olmaz
Yahu arkadaş, basın olmazsa demokrasi olmaz! Hani bir zamanlar basın dördüncü güçtü? Ne oldu da basın bu kadar gözden düştü ve halen düşmeye devam ediyor?
Dünyanın neresinde olursanız olun, basın her zaman dördüncü güçtür. Yasama, yürütme, yargı... ve basın. Bu dört ayak üzerinde durur demokrasi. Bir ayağı eksik olursa, sistem topallar. Bugün Türkiye'de basın, kendi kendini tüketmesi ve gruplaşması nedeniyle bitirme noktasına geldi. Ama şunu unutmayalım: Basın biterse, Türkiye'de demokrasi de biter.
Nerede Yanlış Yaptık?
Savaş muhabirliği yıllarımda gördüm: En zor koşullarda bile, gazeteciler tarafsız kalmanın, gerçeği aktarmanın yolunu bulurlardı. Bugün ise, "tarafsız" kelimesi neredeyse küfür gibi algılanıyor. Ya "bizden"siniz ya "onlardan". Bu ikilem, gazeteciliği katletti.
Medya patronlarının siyasi tercihleri, çalışan gazetecilerin kalemini esir aldı. Oysa gazeteci, patronunun değil, kamuoyunun, halkın, gerçeğin temsilcisi olmalıydı. Gazeteci, gücü elinde bulunduranı değil, gücün karşısındakini, sessizi, görünmeyeni temsil etmeliydi.
Sorumluluk Sahibi Olma Zamanı
Bu durumdan kurtulmanın yolu, basın camiasının kendi özeleştirisini yapmasından geçiyor. Gazeteciler olarak, hangi partiden, hangi görüşten olursak olalım, önceliğimiz mesleki etik ve tarafsızlık olmalı. Gerçeğin peşinde koşmalıyız, siyasi çıkarların değil.
Basın özgürlüğü sadece gazetecilerin değil, tüm toplumun özgürlüğüdür. Sansür ve otosansür toplumu körleştirir, bilgisiz bırakır. Bilgisiz toplum ise demokrasi olamaz.
Umut Var mı?
Evet, umut var. Umut, mesleğini onurla yapan, baskılara boyun eğmeyen, gerçeğin peşinden giden her gazetecidedir. Umut, haberin değerini bilen, doğru bilgiye susamış okurdadır. Umut, basın özgürlüğünün demokrasinin olmazsa olmazı olduğunu bilen her yurttaştadır.
10 Ocak'ı kutladık, ama gazetecinin gerçek bayramı, özgürce haber yapabildiği, tarafsız kalabildiği, gerçeği sansürsüz aktarabildiği gün olacak. O gün, demokrasimizin de bayramı olacak.
Unutmayalım: Basın özgür olmadan, hiçbirimiz özgür olamayız